7 Aralık 2010

...



Sevmek zamanı
Şimdi sevmek zamanı. Annemizi, babamızı, eşimizi, çocuklarımızı, kardeşlerimizi, akrabalarımızı, komşularımızı, çalışma arkadaşlarımızı sevmek zamanı. Onların bize çıkışlarını, kızgınlıklarını sevmek zamanı. Onların kusurlarını, eksikliklerini kendimizdekileri hatırlayarak kabul etme ve kucaklamak zamanı.


Kendimizin iyimizle kötümüzle kabul edilmesini umut etmek zamanı. Şimdi almadan vermek zamanı. Başkasıyla barışmanın kendimizle barışmaktan geçtiğini idrak etmek zamanı. Bir adım daha öteye gidince erimek ve aşka varmak zamanı. Şimdi sevmek zamanı.

Şimdi fark etmek zamanı. Bu dünyada yağan yağmurun bir damlasının güzelliğini, esen rüzgârın bazen sertçe, bazen şefkatle okşayan dokunuşunu hissetmek zamanı. Şimdi yemek yapmanın yemek yemekten daha büyük bir lezzet olduğunu, tüketmenin değil, ikram etmenin zenginlik olduğunu, karlı bir kış gününde serçelerin ekmek kırıntılarına, insanın bunalıma girdiğinde içten bir gülümsemeye ve dokunuşa muhtaç olduğunu fark etmek zamanı.

Şimdi görmek zamanı. Bir bebeğin melek, bir çocuğun melik olduğunu şaşırarak anlamak zamanı. Dünyaya ister gören gözlerle, ister görmeyen gözlerle kalpten bir bakış atma zamanı. Şekilden öze giden yolda kalplerimizdeki mühürleri söküp atmak zamanı. Bir bebek gibi, bir kedi gibi insanların unvanlarını, elbiselerini, örtülerini ya da örtünmemelerini görmemek, görünenin ötesine geçip kalplerini görmek zamanı.

Şimdi hayal etmek ve keşfetmek zamanı. Balmumcu'dan kanatlarla da olsa güneşe doğru uçmak zamanı. Sınırın atmosfer değil, aklımız olduğunu keşfetmek zamanı. Şimdi cesaret zamanı. Bilmeden yola çıkmak zamanı. Keşfetmenin zevkine, bir şeyler tasarlamanın keyfine varmak zamanı. Yolculuğun keşfetmek kadar güzel olduğunu keşfetmek zamanı.

Şimdi sorgulamak zamanı. Şikâyetlerimizi, kızgınlıklarımızı, başarısızlıklarımızı sorgulamak zamanı. Şimdi pay çıkarmak, sonuçların bizim yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın eseri olduğunu fark etmek zamanı. Şimdi neden bu kadar çok yediğimizi, neden bu kadar geç kalktığımızı, neden bu kadar çok kavga ettiğimizi, savaştığımızı sorgulamak zamanı.

Şimdi değişmek zamanı. Sadece hep aynı şekilde kalan bir hayvan olmadığımızı anlamak, kendimizin daha iyi bir versiyonunu geliştirmek zamanı. Bazen sünnet gibi keskin bir müdahale ile, bazen bir muhabbetle, bazen dinlediğimiz bir hitabetle eskileri göndermek zamanı. Şimdi eskisini yenisiyle değişmek zamanı.

Şimdi okumak zamanı. Yaşamın bir kitap olduğunu anlamak ve her sayfadan bir şeyler öğrenmek zamanı.

Şimdi tamamlanmak zamanı. Unvanları, arabaları, elbiseleri ve hatta kitaplar dolusu bilgiyi bile kefenin içine koyamadığımızı, çuvala bir mızrağın sığmadığını ama sınırsız miktarda iyilik ve yardımların sığdığını anlamak zamanı. Şimdi yardım etmek zamanı. Yarım olduğumuzu ve ancak yardım ettiğimizde ya da aldığımızda tamamlanacağımızı sindirmek zamanı. Şimdi bir heykelin fazlalıkları atınca heykel olduğunu anlamak, yalınlaşarak tamamlanmak zamanı.

Şimdi gitmek zamanı. Her gün bir yere varmanın keyfini çıkarmak zamanı. Şimdi ister tekerlekli iskemleyle, ister değnekle ulaşmak zamanı. Şimdi yapamadığımız bir şeyin bize yarın için umut verdiğini fark etmek zamanı. Şimdi çalışmak zamanı. Şimdi pedal çevirmek zamanı. Duranın düştüğünü hatırlamak zamanı. Hızlananın yaşamı kaçırdığını, yavaşlayanın yaşama yetişemediğini düşünmek zamanı. Yemeğin ateş üstünde zamanla piştiğini anlayıp kaslarımızı ve aklımızı çalışarak pişirmek zamanı. Şimdi yarına gitmek zamanı.

Şimdi kucaklaşmak zamanı. Şimdi sevmek zamanı.


MELİH ARAT

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=815443

19 Ekim 2010

sürpriz;)


Merhabalar arkadaşlar,

Şöyle bir ortam hayal edelim bir an; yine güzel bir mekan, yine biz 82'liler birarada, etrafımızda farklı dönem mezunu abiler-ablalar-kardeşler... ve hatta aynı liseden olmasak bile Karacabeyli hemşehriler... Nasıl? Hoşunuza gitti mi?

Bu hayal gerçek olabilir arkadaşlar, siz de isterseniz;)

Tarih:04.12.2010
Yer : The Green Park Hotel/Bostancı-İstanbul

(NOT:Karacabeyliler derneğinin düzenlemiş olduğu yemek organizasyonunun diğer detaylarını da Seyhan arkadaşımız vasıtasıyla almaya devam edicez. )


YANİİİİ;

04.12.2010 İÇİN KİMSELERE RANDEVU VERMEYİİİNNNNN!!!

VEEEEEE;

"BEN VARIM!" DİYENLERİ DE, BİR GÖRELİİİMMMMM:)))



Sevgi ve selamlarımla
392 ESER TUNAY

3 Mayıs 2010

"Haydi, 24 Nisan'da kahvaltıya!" demiştik ya:)

kış uykusundan uyananlar;)

Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya


İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi...
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı
İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı....
Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;S
okulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!
İnsanlar vardır; derin bir okyanus...
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.
İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu...
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.
İnsanlar vardır; sakin akan bir dere...
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.
İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...
İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her şey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir çekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranışı candan...
CAN YÜCEL

6 Nisan 2010

"Haydi, 24 Nisan'da kahvaltıya!"


Arkadaşlar merhabalar,
kış uykusundan uyanıp, artık kendini iyice hissetiren bahara hep beraber hoşgeldin demeye ne dersiniz? Tabii güzel bir kahvaltıyla beraber ;)

24 nisan 2010 cumartesi günü (mekan detayları ayrıca duyurulacaktır), katılabilirim diyenler, kaç kişi katılacakları bilgisiyle bu mesajı cevaplasınlar lütfen, ya da blogdaki mesaj panosuna da yazabilirsiniz...


Duyanlar duymayanlara duyursun, bu hafta sonuna kadar sayımız belli olsun ki, Kıvanç arkadaşımız da rezervasyonu tamamlayabilsin...

Hepinize sevgi ve selamlar, görüşmek dileğimle...392 Eser







24 Nisan 2010
Saat 09:30 gibi kahvaltıdayız(erken kalkan çok yol alır;)

S/S Turan Emeksiz Otantik Gemi Otel
Güzelyalı Yat limanı içi, Mudanya

http://www.otantikotel.com/




Kahvaltıcılar:D

...
Abdullah- Nur Çelik
Banu Önen Kocaefe
Berrin - Haluk Ulugöl
Enis - Tuba Abacıoğlu
Eser Tunay
Faruk Günhan
Fikri - Berrin Sezer
Gülten Torun
Huriye Bodur Şenışık
Hülya Turan
Hüsamettin Alp
İsmail- Yücel Ülker
İlkay Önen Erol
Kıvanç Varol ve kardeşi
Levent- Aycan Erdem
Özkan Kilci
Sevda Güzelceoğlu
Seyhan Duran Tugay (şartları zorluyor, gelecek inşallah:) )
Sunay Erkan
Türkan Öztürk ve kızı
Yakup - Suzan Cömert
Zeki Aydemir
...


Katılamayanlar:(

Ahmet Asar
Ahmet Ayar
Çiğdem Alp Güncü
Hülya Yılmaz Yağcı
Kudret Afşin
Müjgan Saydam Karaca
Nesrin Üresin Kaçar
Seval Günay
Sevda Yıldız


...

18 Eylül 2009

Her Gününüz Bayram Olsun!


Sevgili arkadaşlar, bayramınızı kutlar, nice mutlu bayramlar dilerim.

Umarım, bütün günleriniz Can Dündar’ın yazısında olduğu gibi bayram çoşkusu ve sevinciyle geçer.

60 Seyhan.



Her Gününüz Bayram Olsun

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık…
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “Çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

* * *
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram…
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
“İyi ki yanımdasın” bayram, “Her şeyi sana borçluyum” bayram, “Hiç pişman değilim” bayram…
* * *
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram…
* * *
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun!


7 Eylül 2009

ÇOOOOOKKKKKKK hayırlı bir konu:)




Arkadaşlar merhabalar,
birkaç gündür bahsetmek, fikirlerinizi almak istediğim, katılımlarınızı beklediğim ÇOOOOOKKKKKKK hayırlı bir konuyu ancak şimdi yazabiliyorum...

Arkadaşlar, Karacabey'den üniversiteyi kazanan,ama ailesinin maddi durumu çok iyi olmayan kardeşlerimiz var, grup olarak elele versek, onların yollarında ki engellerin kalkmasına biz de bir el atsak... (Deniz yıldızının hikayesini(*) hepiniz bilirsiniz... bir kişiye bile uzanmış olsak, onun hayatında çok şey değişeceğini biliyoruz...) Bireysel olarak muhakkak herkes kendince birşeyler yapıyordur, ama gelin birlikte de birşeyler yapalım , ve bunun hazzını da birlikte yaşayalım , derim...


PEKİ YA SİZLER NE DERSİNİZ???


Saygı ve sevgilerimle,

392 Eser



(*)DENİZ YILDIZININ HİKAYESİ
"Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve 'Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz?' diye sorar. Topladıklarını denize atmaya devam eden kişi, 'Yaşamaları için,' yanıtını verince, adam şaşkınlıkla, 'İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?' der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, 'Bak, onun için çok şey değişti,' karşılığını verir."

30 Ağustos 2009

Dünyanın son günü!


Amerika'da bir Üniversitede , Profesör derse şöyle başlamış :

- "Düşünün ki bugün dünyanın son günü. Yarın bu saatte her şey bitecek.
Kurtuluş şansınız yok. Bugün ne yapardınız?"



Tüm öğrencilerden bir çok değişik cevap gelmiş:



- İbadet eder Tanrıdan günahlarımı affetmesini dilerdim,

- Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım,

- Ailemle zamanımı geçirirdim,

- Anneme veya Babama giderdim,

- Arkadaşlarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım,

- Barbekü partisi yapardım,

- Tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.

- Yatar uyurdum.

- Ormanda son defa dolaşırdım,

- Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.

- Akşam yıldızları seyrederdim.

- En sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.

- Piknik yapardım,

- Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim,

- Jet uçağına binerdim,

- Üzdüklerimi arar özür dilerdim beni affetmesini isterdim,

VS.VS.VS...



Profesör bütün hepsini tahtaya yazmış, sonra gülerek ;

-" Çocuklar bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı?" diye sormuş...



(netten alıntı)




Peki, bugün dünyanın son günü!

Siz ne yapardınız arkadaşlarım?



...


İlla ki dünyanın son gününü mü beklememiz lazım?


392 Eser

3 Temmuz 2009

YAŞADIKLARIMDAN NELER ÖĞRENDİM?


YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının
beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan
geleceğini öğrendim.

YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun
bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

YAŞ 13 Annemle babamın el ele tutuşmalarının ve
öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.

YAŞ 15 Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha
fazla işittiğini öğrendim.

YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık,
ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.

YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer
olduğunu öğrendim.

YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun
ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.

YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne
düşündükleri değil,benim kendi hakkımda ne düşündüğüm
olduğunu öğrendim.

YAŞ 38 Esimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma
kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.

YAŞ 41 Bir insanin kendine olan güveninin,
basarisini büyük oranda belirlediğini öğrendim.

YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz
mutluluk duyduğunu öğrendim.

YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile
birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.

YAŞ 49 Herhangi bir isi yaptığımdan daha iyi
yapmaya çalıştığımda, o isin yaratıcılığa
dönüştüğünü öğrendim.

YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde
öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.

YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde
davrandıklarını öğrendim.

YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise
kalbimle almam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime
bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.

YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel
olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.

YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına
baş agrısı olmamam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta
verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler
olduğunu öğrendim.


özdemir asaf

18 Haziran 2009

MUTLU YAŞLAAARRRR 2 KEEEMAAALLL:)


İşte gidiyorum

Birşey demeden

Arkamı dönmeden

Şikayet etmeden

Hiçbirşey almadan

Birşey vermeden

Yol ayrılmış, görmeden gidiyorum.

Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır herbir Adımda
Ayak izim kalmadan gidiyorum.

Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
Gönülkuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden gidiyorum.


12 Haziran 2009

MUTLU YILLAR 457 HÜLYAAAAA:)


Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

İkincisinde, daha çok hata yapardım.

Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.

Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,

Çok az şeyi

Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
ÖLÜYORUM…

Jorge Luis BORGES

2 Haziran 2009

mutlu yaşlar HAAALUUUKKKKK:)



Boğazindan lıkır lıkır gecen

Şu suyun kiymetini bil

Nedir ki bu mavilik deme

Pencereden gorebildigin kadar

Göğün kiymetini bil
Kiymetini bil cicek acmis bademin
Gunesli odanin camurlu sokagIn
Beyazin siyahin yesilin
Pembenin kiymetini bil
Dirilik oyle bir sey yurekte
Sevincle cIrpInIr
Kavak yelleri eser insanin basInda
Insanoglu kIzar Öfkelenir savasIr
Halk icin girisilen savasta
O korkulu sevincin
Ofkenin kiymetini bil
Bil ki bu
Budur iste
Gunes yalnIz dirileri ısıtır
Gunesin kiymetini bil.

Oktay Rıfat

31 Mayıs 2009

nice nice yaşlara 972 FAAARUUUKKKK:)


Bir yıl daha bitiyor, düşlerim, tasalarım, yarım kalmış onca şey,

Her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden

Bana mı öyle geliyor

Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman insan yaşlanırken


Kırdım mı, incittim mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
Kendimi yeniledim mi yaşadıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim, dostluklarımı, ilişkilerimi
Çoğalttım mı eksiklerimi? Gözlerim çocukluk fotoğraflarımda mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi,
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?
Geri verdim mi aldıklarımı;
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşlerimi, bakırlarımı, cila geçmeli ahşaplarıma
Ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımdan
Hançer kıvamındaki o kara mızrak tadını
Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım
Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım akşama
Yeni bir yıla
Ama nedense her şeyin tadı dağılıyor ağzımda
Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta

Murathan MUNGAN

15 Mayıs 2009

İYİ Kİ DOĞDUN 60 SEYHAAANNNNN:)


Bazen daha fazladır her şey

Bir eşikten atlar insan

Yüzüne bakmak istemez yaşamın

O kadar azalmıştır anlam .


O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka, iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır, bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor.
Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutmam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir .

Bir şiirden, bir sözden
Bir melodiden, bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor.

Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor.

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutmam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir.

Bir Sezen şarkısı ;)

10 Mayıs 2009

Yılın her günü "anneler günü" olsun...


Bazıları der ki, doğumdan sonra altı hafta içerisinde normale dönebilirsiniz.
Belli ki, bu bazıları, bir kere anne olduktan sonra artik "normal" diye bir şeyin tarihe karıştığından habersiz!

Bazıları der ki, anne olmak içgüdüsel olarak bilinir, sonradan öğrenilmez.
Belli ki bu "bazıları" hiçbir zaman 3 yaşında bir çocuğu alış-verişe götürmeyi denememiş!

Bazıları der ki, anne olmak sıkıcı bir şeydir.
Belli ki bu "bazıları" ehliyetini yeni almış on sekiz yaşındaki çocuğunun kullandığı arabaya binmemiş!

Bazıları der ki, eğer iyi bir anne olursan çocuğun da iyi bir çocuk olur.
Belli ki bu "bazıları" çocukların bir kullanım kılavuzu ve garanti belgesiyle birlikte geldiğini sanıyor!

Bazıları der ki, iyi anneler hiçbir zaman çocuklarına karşı seslerini yükseltmezler.
Belli ki bu "bazıları" hiçbir zaman mutfağa aniden girdiklerinde çocuklarını; bütün mutfak havlularını ve peçetelerini mutfak masasının üzerine yığmış, yanına 2 yaşındaki küçük kardeşini de oturtmuş, elinde kibrit, "acaba bunlar yanıyor mu?" diye denemek üzereyken yakalamamışlar!

Bazıları der ki, anne olmak için eğitimli bir insan olmana gerek yoktur.
Belli ki bu "bazıları" hiçbir zaman lise birinci sınıfa giden çocuklarının matematik ödevlerine yardımcı olmak zorunda kalmamışlar!

Bazıları der ki, besinci çocuğunuzu ilk çocuğunuz kadar çok sevemezsiniz.
Belli ki bu "bazıları" beş çocuk sahibi değil!

Bazilari der ki, çocuk yetiştirmek için gereken her şeyi kitaplardan da
pekâlâ öğrenebilirsiniz.
Belli ki bu "bazıları" çocuğunu burnunu ya da kulaklarını leblebilerle doldurmuş olarak bulmamış!

Bazilari der ki, anne olmanın en zor tarafı artan iş yükü ve evde yerine
getirmen gereken sorumluluklardır.
Belli ki bu "bazıları" hiç çocuklarını anaokuluna göndermek üzere ilk defa okul servisine bindirmek, ilk defa yatılı okula göndermek veya çocuklarının uçağa ilk defa yalnız başına binisini seyretmek zorunda kalmamış!

Bazilari der ki, bir anne çocuklarını evlendirdikten sonra artik onlar için endişelenmekten vazgeçebilir.
Belli ki bu "bazıları" çocuk evlendirmenin fazladan endişelenecek bir kız ya da bir erkek çocuk daha edinmek olduğundan bihaber!

Bazilari der ki, çocuk kendi hayatini kurduktan sonra artık annenin görevi
bitmiştir.
Belli ki bu "bazıları"nın hiç torunu olmamış!

Bazilari der ki, annenize onu sevdiğinizi söylemenize gerek yoktur, anneniz bunu zaten bilir.
Belli ki bu "bazıları" bir "anne" değil!!!


Annelik dünyanın en tarifi mümkün olmayan duygularına gebe mesleği...

Rabbim her bir kadına annelikle şereflenmeyi, her bir anneye anneliğin hakkını vermeyi nasip etsin...





(alıntı)

7 Mayıs 2009

NİCE NİCE YILLARA 1132 HÜSEYİİİNNN:)


Bahar çiçek çiçek gelince güzel
Hayat sevilince sevince güzel
Arılar bal petek verince güzel
Hayat sevilince sevince güzel

Dostluğun temeli ilk harcı sevgi
Her derdin çaresi ilacı sevgi
Gönüller sultanı baş tacı sevgi
Hayat sevilince sevince güzel

Sevgi ile gündüz olur geceler
Sevgi ile şiir olur heceler
Mutluluğun yolu sevgiden geçer
Hayat sevilince sevince güzel

Mehmet Erbulan