14 Ekim 2008

HAYAT VE BEN



Sanırım okumayan yoktur aranızda Cahit Sıtkı Tarancı'nın “Yaş 35” şiirini, ben çok beğenirim bu şiiri, ne güzel de anlatmıştır şair 35 yaşta hissettiklerini, ama her okuduğumda ya da duyduğumda sanki bir hesap yanlışlığı var gibi gelir bana, evet keşke herkes 70 yaşına (tabi ki sağlık ve mutlulukla) kadar yaşayabilse, yani 35 yaş yolun yarısı olsa... Ama nedendir bilinmez, 35 değil de sanki kırk yaşımdan sonra yolun yarısı katedilmiş gibi geldi bana. Hadi biraz daha ileri gidelim de bizim içinde bulunduğumuz 43 yaşını yolun yarısı sayalım ve Can Dündar yazısını bu yaşa uygun olarak okuyalım.

60 Seyhan



"HAYAT VE BEN

Otuzbeşime bastım geçen hafta...

İlk yarı bitti : Hayat:1 - Ben:0 ...!!!...

Ama belliydi böyle olacağı

Nicedir başlamıştı belirtiler:

Yolda çocuklar "Amca şu topu atıversene" diye seslendiklerinde kuşkulanmıştım ilkin...

Sonra saçlarımdaki beyaz teller tescilledi yarı yolun ufukta göründüğünü,

Baktım; lise fotoğraflarım sararmış, sınıf arkadaşlarım yaşlanmış.

Eş dost sohbetlerinde sağlık ve çocuk konuşulur olmuş,
seyahat ve aşk yerine...

Gök gibi gürlemeye alışkın müzik setimin ses düğmesini kısar olmuşum,
içimdeki uçurtmanın ipini çekercesine...

Bizim zamanımızda diye başlayan nutuklar atmaya başlamışım
mezuniyet törenlerinde,

-Hayret daha dün değil miydi benimkisi?-

Yıllar yılı dudak büktüğüm "ölümden sonra hayat" masallarına
kulak kabartmaya başlamışım gizliden gizliye...

İple çektiğim Haziranlara sırt çevirmişim.

Yaşamın orta sahasına girmişim, irkilmişim...

Ruhumun ikizleri yine çekiştiriyorlar kollarımdan;

Biri, "daha ne gördün ki" diyor yüzünde papatyalarla,
asıl şimdi başlıyor hayat!..... Bundan sonrası rahat!"

Lakin "Buydu görüp göreceğin" diye efkarlanıyor öteki...
ikinci yarı geçer hızla, yaşlanırsın zamanla...

Yaşı genç olanlar 35'e uzak durduklarını sanarak
"Sahi oldu mu o kadar? Hiç göstermiyorsun" tesellisindeler.

35'le çoktan tanış olanlarsa
"Hayata hoşgeldin" pankartlarıyla karşılamadalar...

İlk yarı sadece bir ısınmaymış meğer: asıl ikinci yarıda anlaşılırmış tadı,
hayatın... kavganın... aşkın...

Bense şaşkın... devre arası bilançolarındayım.

Son dönemde kimbilir kaç kez eski anıları yaralı ele geçirdim,
belleğimin derinliklerinde?...

Kimbilir kaç kez kendime yakalandım, kendimden kaçarken?...

Ve sustum vicdan sorgularında...

Aksisedamla bile dertleşmedim. Meğer ne yaman serüvenmiş hayat?
Bazen yediveren gülleri gibi bereketli...

Sanki hayat değil, Körfez Krizi mübarek: Bir koyup, beş alıyorsun...

Yaşıyor, seviyor ve seviliyorsun... Bazense kıtlıktan kırılıyor ortalık,
şaşıp kalıyorsun...

Oysa -herkes bilmezden gelse de- skoru belli oyunun:

30'larda dedeni ve nineni kaybediyorsun,
40'larda anneni ve babanı... Ve 70'lerde kendini...

Şimdi devre arası, yolun yarısı....

Bugüne dek ancak tanıştık hayatla... Ben ona kendimi tanıttım,
O bana kendini...

Göğsüme madalya gibi dizdim hatalarımı...

Zaferlerim onlar benim, olgunluğumun yapıtaşları...

Ve derin bir yara gibi sakladım başarılarımı...

Asansör çıkarken yukarı, dönüp bakmadım bile aşağı...

Dönmesin diye başım...

Ben istikballe arkadaşım...

Ne var ki herşey yarım...

Hayat da yarım, sevdalar da...

Daha diyeti ödenmedi sevinçlerin...

İhanetlerin hesabı sorulmadı...

Nazım'ın dediği gibi "Kopardım portakalı dalından ama,
kabuğu soyulmadı, sevdalara doyulmadı..."

"Doydum diyen görmedim ki ben zaten..."

Lakin gel de zamana anlat bunu...

Sahi nedir bu telaş, bu kin? Sanki ölüye can yetiştireceksin...

Baktım ikinci yarı kapıda... ve hayatın ceza sahası yakın...

Doldurdum bir kara kutuya 35 yılın hesabını.

Acılar, sancılar bir çekmecede, sevdalar diğerinde...

Bir yerde hüzünler ve korkular, bir üstte sevinçler ve zaferler...

Kat kat, dizi dizi dizdim kullanılmış takvimlerimi,

Sabırla kapattım kutuyu, sevgiyle mühürledim ağzını...

İlk yarı bilançom o benim:
Yangında ilk kurtarılacak... Kazada ilk açılacak...

Yarımlar tam olduğunda kara kutuyu açıp bakanlar
teşhis koyacaklar halime...

"Çok mutlu olmuş, fazla yüksekten uçmuş zavallı" diyecekler

Ya da,

"Sebepsiz alçalmış... Bile bile vurmuş kendini dağlara!..."

Fakat kara kutu ancak bir kısmını söyleyecek hikayenin...

Kalanı benimle gelecek...

Dağların yamaçlarına savuracağım en mahrem hatalarımı...

Reyhanlar saklayacak sırlarımı...

Skoru bir tek Ege'nin suları bilecek...

Denize kavuşabilirse eğer içimdeki nehir...


HAYAT : 0 - BEN : 1


Can Dündar"

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Sevgili Eser, bu ne hız (maşallah demeden geçemeyeceğim)ben daha okumamışsındır diye düşünürken yazıyı blogta gördüm, gönülden teşekkürler.Mailde de yazdığım gibi geçtiğimiz haftalarda yazılan ve arasıra esprisi de yapılan"yaş, yaşlılık" mesajları üzerine bu yazıyı göndermek istedim.Bu yazı benim "Hayata Dair" başlığı altında topladığım (Özkan arkadaşımızın Bu Yolculuk Nereye kitabının da yer aldığı) belgelerim arasında yeralan ve sık sık okumaktan çok zevk aldığım Can Dündar'ın bir yazısı.Eserciğim tekrar teşekkürler ve sevgiler.

Adsız dedi ki...

Ben dostlarımı,
ne kalbimle, ne de aklımla severim.
olur ya…!
kalp durur, akıl unutur.
Ben dostlarımı,
ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur. Mevlana..
nedendir bilinmez bizler orta yaşlara gelince dugusal olduk herhalde kendi yazılarını da bekliyoruz seyhancım bu potansiyel inan var sende ...teşekkürler