çocukluğumdan beri çok sevdiğim Zülfü Livaneli’nin "Hayata Dair" yazılarından seçtiğim kısa kısa bölümler sorunun cevabı oldu.
26 yıl önce bırakılıp da yeniden bulunan hayat, sanki ölüp de yeniden dirilmek gibi bir şey bence... Eğer, birbirimizden habersiz bu hayat bizi birer birer alsa idi, 26yıl önce bıraktığımız yerde kalacaktı her şey…
5 Temmuz günü benim için hayat durdu! Ne öncesi ne sonrası, yalnızca “O AN” vardı.
Belki de “O AN”ı ilk kez yaşamıştım…
Ve şimdi yalnızca ”AN”ı yaşıyorum, ne geçmişi ne de geleceği düşünmeden, ne kadar zamanım kalmışsa…
Başta yeniden bulduğum arkadaşlarım ve dünyadaki yaşamış, yaşayan ve yaşayacak olan tüm insanları çok seviyorum…

"HAYATA DAİR
Peki Yunus Emre “başarılı” olmak için mi yazmıştı şiirlerini, Mevlana sema dönerken "başarı" peşinde miydi?
Çarmıhta can veren İsa kazanan mıdır, kaybeden mi?
Ne demişti Peygamber: "Her şeyi kaybeden, her şeyi kazanır."
Kitaplar da öyle değil mi?
Birbirine yapışık durumda bekleyen binlerce, yüz binlerce sayfa cansızdır, kupkurudur.
Zamanla tozlanmaktan, küflü bir koku edinerek sararmaktan başka bir işe yaramaz.
Önce havayla en çok temas eden kenar bölümleri sararır, sonra içlere doğru yayılır.
Okumayanlar için kitaplar, ölü birer selüloz katmanından başka nedir ki?
Ama bir kez elinize alıp okumaya görün. O cansız sayfalardan süzülen ruhlar, ete kemiğe bürünür, capcanlı görünürler size.
Onlarla dertlenir, onlarla sevinir, onlarla kıskanırsınız.
O andan itibaren kitabın küf kokusu da bir alışkanlık olur sizin için, her ülke kağıdının değişik kokusunu içinize çekersiniz.
Sararmalar, eski ve çok sevilen bir dostun saçlarına düşen ak gibidir.
Selüloz katmanlarının arasından fışkıran yakıcı hayatlar, sizi de birlikte sürükler.
Yaşamı imbikten süzerek size yeniden sevdiren bir büyüdür bu.
Bazı kişiler eskiyi muhafaza etmek isterler ama kastettikleri eskinin de bir zamanın "yeni"si olduğunu ve daha önceki eserlere karşı bir yenilik mücadelesi vererek varolduğunu unuturlar.
Mustafa Kemal bir devrimcidir, hayatını Tanzimat Fermanı'nı tartışarak değil, geleceği inşa etmeye çalışarak geçirmiştir.
Her yenilik tepki görür, her peygamber, her büyük filozof, her büyük sanatçı önce reddedilir, sonra kabullenilir ve klâsik olur.
Bir omzunuza yumuşak bir şefkat tünemiş, ötekine gözü kanlı bir şiddet.
Yani ne yaparsanız yapın, kendinizi nasıl tanımlamaya çalışırsanız çalışın, sonuçta bu ülke ortamının bir parçasısınız. Eğitimine kafa yorduğunuz çocuğunuz da aynen böyle olacak.
Çünkü insanoğlu tek başına varolamıyor.
Belli bir yaşta insanın kendisini kanıtlama çabası, kendini anlama çabasına dönüşmelidir.
Ne var ki bazıları yaşlanır ama olgunlaşamazlar, ömürlerinin sonuna kadar başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğü en önemli konu olarak kalır.
Beğenilmek, sevilmek ister ve bütün güçleriyle bunu sağlamak için uğraşırlar.
Bazıları da belli bir olgunluğa erişince, kendilerini beğendirmeye çalışmaktan vazgeçer ve dünyayı daha rahat bir gözle seyretmeye başlarlar.
Bu aşamada kişinin "nasıl göründüğü" sorusu önemini kaybeder, bunun yerine kendisinin "dünyayı ve insanları nasıl gördüğü" öne çıkar.
Değeri ölçülmeye çalışılan kişiden, değer ölçmeye geçiş aşamasıdır bu.
Bazıları bu noktaya hiç gelemeden ölür ve son sorusu "Acaba beni beğeniyorlar mı?" olur.
Bazıları da iç dünya zenginliği sayesinde manevi birer otorite mertebesi kazanırlar.
Birinciler telaşlıdır, ikinciler sakin.
Birinciler hırsı piriye kapılmıştır, ikinciler evren içindeki insanoğlunu hangi ölçekte değerlendireceklerinin farkındadırlar.
Yaş insana olgunluk ve bilgelik getirmeli.
Bugün eğer Türkiye her alanda ilmik ilmik dökülüyorsa, metastaz yapmış kanser gibi her yeri yolsuzluk virüsü sarmışsa insanlar birbirini sevmiyor ve birbirine güvenmiyorsa, bunun nedenlerini kültürde aramak gerekir.
Hepimizin gözü önünde toplumun dokusu bozuluyor, insanları bir arada yaşatan değerler sistemi yok oluyor, kısacası çürüyoruz.
Zülfü Livaneli"
Sevgili Eser bu maili blogda tüm arkadaşlarımla paylaşırsan çok sevinirim. Bu yazılar benim yazdıklarım ve kafamdakilerin bir başka şekilde dile gelebilmiş bir ifadesi. İnanıyorum ki herkes aynı şeyleri hissediyordur. Yaşıyoruz ama dile getirmede zorluk çekiyoruz.
Yoksa, ''Hiçbir söz yoktur ki eskiden söylenmemiş olsun!''…
293 Özkan
2 yorum:
Özkanım , bak yazacağın zaman böyle şeyler yaz be sevgili arkadaşım.Çok güzelmiş.Sıcak, samimi.Devamını bekliyoruz ama bak nolur bu kıvamda olsun.Zor yazılarla bizi zorlama.Zaten bi çaykaşığı aklımız kaldı onuda sen alma şekerim
özkanım gene döktürmüşsun
eline sağlık
Yorum Gönder