
22 kasım akşamı bir çok arkadaşım gibi benim de samimiyetle aktardığım duygularım yüreklerde ortak bir sinerji oluşturmuş sanırım.
Sevgili Eser toparlayıp bir yorum halinde yazar mısın demişti. Kısmet bu ana imiş.
“Kasabalı olmayı çok sevdim, bana sınıfsız bir toplumda yaşama lüksünü yaşattı.” demiştim. Gerçekten de öyle, ben hayatımın hiçbir döneminde bunu unutmadım, kasabalı olmak benim bir gölgem gibiydi, ben neredeysem hemen yanıbaşımda durdu. Hep gururla taşıdım bu özelliğimi, omzumda apoletim gibiydi
Neden bu kadar önemli ve ayrılmaz bir parçam olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum. Çünkü bu sadece bana ait bir duygu hali değilmiş. İçinde yaşadığım ortamla, insanlarıyla, az ya da daha fazla temas halinde olduğum arkadaşlarımla ilgili bir durum imiş.
Hayatımın 7-17 yaş arasındaki 10 yılı nasıl da bir sevgi çemberi içinde geçmiş! O zamanlar farkına varamamışım meğer. Yaklaşık 30 küsur yıllık anılar yerlerinden çıktılar birer birer. Yaşanılan anlar, günler, hafızalarımızın kuytu dehlizlerinden gün ışığına çıktılar.
Birbirimizin iletişim bilgilerini elde edebildiğimiz ilk günlerde Sevgili Seyhan’ dan bir mail aldım. “sizin eve ya da dükkana geldiğimizde çekmece de her zaman gofretler olurdu” diyordu. Dakikalarca gözyaşlarıma engel olamadım. Vefasızlığın kol gezdiği bir dünya zamanında, bu nasıl bir hafıza! Hangi yüksek teknoloji ürünü gofret 30 küsur yıl dayanabilir?
Ama Sevgili Seyhan’ ın sıcacık yüreğinde dayanabilmiş...
İlkokuldan itibaren birlikte olduğum bir çok arkadaşımla o kadar çok ortak anılarımız var ki. Bir çoğunun evine girdim ailelerini tanıdım, sevdim, onlar benim evime geldiler, ailemi tanıdılar, sevdiler. Okuldan çıkıp beraberce evlerimize giderdik, sokaklar bizimdi, şekerciler bizimdi, dondurmacı bizimdi, her yerde güvendeydik, sokakların küçük efendileriydik.
Kendini güvende hissetmeyi öğrendik biz küçük şehrimizde. Kimsenin önünde eğilmeden efendice yaşamayı öğrendik.
Görüyorum ki “bunu” hiç unutmamışız.
Liseden arkadaşlarıyla buluşabilen bir çok okul arkadaşları var, mezunlar günleri mevcut… Ancak, bizim çok önemli bir farkımız var Sevgili Arkadaşlarım. Bizler geleneksel olmayanı hayata geçirmeyi başardık. Yoktan var etmek gibi. Zor görünüyor, ama oldu. Oldu çünkü, yüreklerimizi koyduk.
05 Temmuz ve 22 Kasım 2008 tarihlerinde bir masal hayata geçirildi ve pembe bir masal tadında yaşandı. Katkısı olan, emeğini , zamanını, enerjisini esirgemeyen tüm güzel yüreklere, orada bulunan ve bulunamayan tüm güzel dönem arkadaşlarımıza, yine orada bulunan arkadaşlarımıza sempati ve zarafetle eşlik eden eşler, kızlar, oğullar ve kardeşlere ve orada bulunamayıp bu toplantıya katılmak konusunda engelleyici olmayarak destek veren aile fertlerine sonsuz teşekkürler.
Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum “küçük şehrin büyük yürekleri" 30.11.2008
SUNAY ERKAN
7 yorum:
herkes farkında olabilir.
birde bunu ifade edebilme dile getirebilme var.
işte bu sende var sevgili sunay
bu da senin farkın
bir cümle ile başlayan konuşman
zaten dolu olan yüreklerden,gözlerimize aktı
oradanda taştı gitti
bu üzüntü, hüzün ,efkar değil
yalnızca mutluluk
böyle güzel yüreğe çok teşekkür ediyorum. iyiki vardın, varsın sevgili sunay
Suan gozlerimi aca aca yazmaya calisiyorum.Cunku o yaslar kendiliginden akiyor engel olamiyorum olmakta istemiyorum.Yillardir ozlem duydugum fakat dile getiremedigim duygularin bam teline dokundun sevgili Sunay.Yuregine eline saglik.
Sevgili Arkadaşım bu güne kadar kasabalı olmaktan dolayı bi çok kere şikayetçi olduğumu hatırlıyorum, fakat senin bu yazını okuduktan sonra aslında kasabalı olmanın ne kadar da güzel bişey olduğunu anladım.Tüm şikayetlerimi geri alıyorum, affet beni kasabam.
Sevgili arkadaşım, ne güzel anlatmış ne güzel özetlemişsin yaşananları, yüreğine, ellerine sağlık.O geçmişte kaldı sandığımız, ama aslında hep yanıbaşımızda gölgemiz gibi kalmış ve bizi biz yapan bu paylaşımı, dostluğu, sevgiyi öyle güzel tarif etmişsin ki, yaklaşık on yıldır görmediğim Karacabey sokakları, okulumuz, evlerimiz yani o yıllara ait her şey bir bir canlandı karşımda da, yeniden yaşadım o çok güzel ve çok özel günleri.Anımsattığın her şey için candan teşekkürler.
Sunay, günler sonra bloga girince yazını görüp, okudum ve mahvoldum. "küçük şehrin büyük yürekleri" tanımıyla hep birlikte yaşadıklarımızı, küçük yüreklerimizle neler neler paylaştıklarımızı, nasıl birbirimize yıllarca sarıldığımızı (bazı arkadaşlarla yıllarca görüşemesek bile) ve zamanın bu yüreklere hiçbir şey yapamadığını anlatmışsın. Alıp götürdün o yıllara beni. O daracık sokaklarda yaşadığımız özgürlüğü ve arkadaşlık sevgisini bizim çocuklarımız koskoca şehirlerde yaşayamadılar maalesef, bizler yaşadığımız bu arkadaşlık sevgisini öyle derinlerde saklamışız ki, bak yıllar sonra da olsa çıktı gün yüzüne.arkadaşlığın ne olduğunu ve nasıl yaşanması gerektiğini hep birlikte öğrenmişiz. hepinizi çok seviyorum arkadaşlar. hoşçakalın
Yüreğinden taşan duygu selinde sürükledin bizleri geçmişimize.
Seninle de paylaşmıştık; sıcak bir haziran gününde çaktığımız matematik sınavında döktüğümüz teri, heyecanı hatırlattın,yüreğine sağlık.
25 küsur yıl sonra yapılan bu görüş sanki çeyrek asırlık, çok kaliteli yıllanmış bir şarap tadındaydı,süperdi.
Engin Buyruklu
Sevgili Sunay, daha o gece, içimdeki ve dışımdaki hengamenin arasında, bir kısmını sağlıklı duyamadığım konuşmandaki sözlerinin hissettiğim enerjisi tam dı, ve isabet yeri gerçekten yüreğim di…
Çoğumuzda ortak yaşadığımız dönemlerin tatlı, hüzünlü, huzurlu, güvenilir anılarını çağrıştıran sözlerin, bende artı olarak, üniversite yıllarımda tanımış olduğum bir İstanbullu arkadaşımın (-ki kendisinin de özel insanlardan olduğunu hep kabul etmişimdir!), zaten hiç unutmadığım bir tesbitini de çağrıştırdı…
Arkadaşım, taşradan gelen bizlerin, ne kadar iyi ailelerden gelsek de, ne kadar kendimizi yetiştirsek de, üzerimizden taşan bir “hal” olarak taşralılığı hep taşıyacağımızı söylemişti. Ve bunu belki çoğunuzun ilk aklına gelecek şey olan “küçümseme” maksadıyla yapmamıştı asla! O zaman ki şartlarımda ve gençliğin etkisiyle ben de tam olarak değerlendiremesem de, o sözler zihnime nakşolunmuş ve zaman zaman su yüzüne hep vurmuştur!
Aradan geçen yıllar, İstanbul’da geçen yıllarım, bir ayağımın hep taşrada olması, ve neticede şu anda da burada olmanın verdiği tecrübeyle, o arkadaşımın değerlendirmesinde ne kadar haklı olduğunu, ve taşralı olmanın, ya da senin söylediğin gibi bir “küçük şehir”li olmanın belki birtakım imkanları kısıtlamasının haricinde, değeri maddi olarak ifade edilemeyen bazı tesirleri de bizlere bolca sunduğunu biliyorum… İspatı ise senin de bahsettiğin, diğer mezun günlerinden çok farklı bir havayı teneffüs ettiğimz toplantılarımızdır.
Paylaştığımız zaman diliminin bitiminde, hepimiz bir yerlere dağıldık, farklı çevrelerle, farklı kültürlerle, çok değişik karakterde insanlarla karşılaştık! Kendimizi çok yabancı hissettiğimiz ortamların yanı sıra, yuva sıcaklığını hissettiren ortamlarımız oldu! Ama ben geriye bakınca diyorum ki, birlikte olduğumuz ortamların bana verdiği kendim olabilme, kendimi tanıtmaya / anlatmaya gerek olmadan, sadece o anı yaşama lüksünü yaşatmadı bana hiçbirisi!
Ve ben de bunun için, senin çizdiğin o güzel yelpazedeki her bireye,
“BİR DAHA, BİR DAHA, BİR DAHA!” çok teşekkür ediyorum, hepinizi çok seviyorum…
Yorum Gönder