
Leo Buscaglia der ki, "Günün başlangıcındaki ruhsal durumunuz, o gün ilişkide bulunduğunuz herkesi etkiler." Ruhsal durumuzun düşünceleriniz kadar bakışlarınızdan da etkilendiğini biliyor olmalısınız. Günün sabahında yüzümüzden yansıyan duygu, günün akşamına kadar yaşadıklarımızı şekillendirecek. Ya mutluluk saçacağız çevremize ya da üzüntünün yayıcısı olacağız.
Bazı insanlar canlı, heyecanlı ve güler yüzlüdürler. Onların çalışma azmiyle dolu olduklarını görürsünüz. Bakışları ışıl ışıl parıldar. Seslerinden heyecan fışkırır. Çünkü hedefleri vardır; çünkü ideallere adanmışlardır; çünkü anlamlı işler uğrunda uykularını terk etmeye gönüllüdürler. Karamsarların düşünmediğini düşünürler.
Gününüze nasıl başladığınızı anlamak için yarım saat düşünme fırsatınız oldu mu? Örneğin bu sabah aynaya baktınız mı? Evinizden çıkarken aile üyelerinize nasıl baktığınızı hatırlıyor musunuz? Yoksa gözleri fark etmediniz mi ve nasıl baktıklarını görmediniz mi? Fark etmeyenler, fark edilmeyi hak etmiyorlar. İnsan aynadır; karanlık olan karartır, parlak olan aydınlatır.
Kalabalık şehirlerin sabahındaki şu gürültülü koşuşturmaları izleyin. Eğilmiş başlar, nereye baktığını bilmeyen gözler... Donuk simalar, gülücükten mahrum, umutsuz, bezgin, bitkin, şefkate muhtaç garipler göreceksiniz. Kim bilir, hangi sınavın sorusunu, hangi arabanın taksitini düşünüyorlar?
Oysa küçük kuşlar, sabahın ilk ışıklarında, ağaçların dalları arasında ibadet edercesine dans etmeye girişmişlerdi. Ekipler halinde uçuşmuşlar, konuşmuşlar; hareketlerinden neşe, seslerinden huzur okumuştunuz. Bir dakikalarını bile durgun ve donuk geçirmediklerini görmüştünüz. Fırtınaysa, onlar açıkta; sıcaksa, onların serinleticisi yok. Yiyecekse, kışlık bir şeyler depolayamazlar. İçten şükreden gönüller için her sabah bir bahardır, bir diriliştir. Bugün niceleri bu sabahı göremediler.
Biliyoruz ki insan sevinenle sevinecek; üzülenle üzülecek kadar engin bir ruhla yaratılmıştır. Ama bu insan evsiz serçeden, arabasız arıdan daha umutsuz, daha bitkin olmamalıdır.
Gerçekte mutluluk başkalarına verilebilecekler arasında en ucuzu ve en kolayı olduğu halde en değerlisidir. Saygı ve sevgi bakışı yeter. Yüzüne baktığınızda kalbinize heyecan veren, mutluluk saçan bir insan varsa ondan kaçmazsınız. Ümidi öyle insanların gözlerinde bulur, şefkati onların sözlerinde tadarsınız. Kibir dostluğu katleder.
Bugün yüzüne baktığınız kaç kişiyi gülümsettiniz? Sevinçli selamınızı ruhundan okuyan kaç kişi sesinizi duyma bahtiyarlığına erişti? Kaç kişiyi bir yığın dert arasından çekip huzura çıkardınız?
Ya da kaç kişiye ilk yüzleştiğiniz otobüs durağında somurttunuz? İş yerinize girer girmez, kaç mesai arkadaşınıza "seni önemsemiyorum, sevmiyorum ey paçavra!" anlamına gelen boş bir bakışla "günaydın!" deyiverdiniz.
Herkes ve her şey sevgi bekler. Evrenin Yaratıcısı bile, sevgisine ve lütfuna karşılık sevgi bekliyor yarattıklarından. Sehpanızın üzerindeki menekşe bile, günler ve geceler boyunca, "beni sevin" diye yalvarıyor.
Şehirlerin sevgisiz, saygısız sokaklarında savrulmak zorunda kalan insanlar, kalplerini karamsarlığa kaptırıyorlar. Bizler taştan dağlara dönüşen dargınlıklarımızı, gittiğimiz yerlere taşımakta neden bu kadar ısrarcıyız?
İslam Peygamberi (asm) insanlara öyle iyi davranırdı ki, herkes en çok kendisini sevdiğini sanırdı. Hz. Ali (ra) der ki, "İnsanlara öyle iyi davranınız ki, düşmanlarınız bile ölümünüze ağlasınlar."
Öyleyse kendime söz veriyorum, duvara bile bol bol gülümseyerek bakacağım. İnsanlara, hayvanlara, bitkilere, yıldızlara gözlerimle gülümseyeceğim. Yapayalnız mıyım? Olsun. Beni izleyen sevgili meleklerin hafızasında da, somurtkan bilinmek istemem. Bu bazen ikiyüzlülük mü olur? Karanlık bir kalbi gülümseyen gözlerde gizlemek şerefli bir ikiyüzlülüktür.
Dr. Muhammed Bozdağ
5 yorum:
En azından beni yarın, güne daha bir gülümseterek başlatacak bu yazı için teşekkür ediyorum.
FARKINDALIK VEYA PERDELENEREK KİLİTLENMEŞLİK
dünya böyle oldukça , bu güzel yazılar çok içimizi acıtacak, herkes anlayacak, ancak bir kaç dakika içinde yeniden kozasına dönecek, ta ki kozanın içinde haşlanana dek !
bu gün en güzel gün
bu an en güzel an
çıkın kozanızdan
rengarenk bir kelebek olarak uçuşun
bir günde olsa kelebek olun
özgür olun özgür ölün
kozanızda yanarak ölmeyin
Hayat koşuşturması içinde zaman zaman karamsarlık, umutsuzluk yaşasakta aslında şükredecek, bizi mutlu edecek o kadar fazla ayrıntı var ki birazcık düşünsek ve bunlara odaklansak, yazıdaki gibi gülümsesek hayata kendimizi ve çevremizi mutlu etmemiz aslında ne kadar kolay değil mi? Şu küçük hikayecikte olduğu gibi;
Küçük kiz, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakin geçmiste kendisine yardım eden bir dosta tesekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladi. Arkadaşı bu tesekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garsona yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson, ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Aksam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasini her zaman köse basinda oturan fakir adamin sapkasina birakti. Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki… Iki gündür boğazindan asağı lokma geçmemisti. Karnını iki günden beri ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki odasinin yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neseliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi. Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar kosusturdu. Gece yarisindan sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın baslıyordu. Dumani koklayan köpek öyle havlamaya basladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman kalktı. Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularini kucaklayip, ölümden kurtardılar.
Bütün bunların hepsi, hiçbir maliyeti olmayan bir TEBESSÜM’ ün sonucuydu..
ses veren arkadaşlarım da beni tebessüm ettiriyorlar:)
Bu adamı gençliğimde çok okudum ama birkaç yıl önce intihar ettiğini öğrendiğimde kendi kendime sorar oldum. Gerçekten terzi söküğünü dikemiyor mu diye?
Yorum Gönder